heşo haşo - Blogcu


heşo haşo

HoŞ GeLdİnİz...


31/5/2006 -

Kendine İyi Bak

 

“Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

"Kendine iyi bak" derler ve giderler.

Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu.

Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir.

Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar.

Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler.

Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler.

Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

"Kendine iyi bak" derler ve giderler.

Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler.

 En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler.

Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler.

Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.

Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet.

Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın.

Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın…

Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler.

Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.

 Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler.

 "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.

 "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.

Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman.

 Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin…

 Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin.

Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem…

Keşke döndürebilsek zamanı geriye.

Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan.

Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?

 Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?

 Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı?

Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?

Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?

Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."

"Kendine Iyi Bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.

 

Ayşe Ozan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/5/2006 -

Kategori: Guncem

yandaki resim biraz edepsizmi oldu yahu? olduysa değiştirelim hemen :)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/5/2006 - NE GÜZELDİR...

Kategori: Hayata Dair

Ne Güzeldir ;

Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi...
Ağrının dinmesi...
Yıllar sonra bir gün bir yerde,
çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak...
Yağmurdan sonra, açan güneş...
Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek...
Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak...
Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni denizin serinliğine
bırakmak...
Sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak...
Bir doktor muayenehanesinin kapısından,
şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak...
Yaz sıcağında, bir öğle uykusunun mahmurluğunu, buz gibi bir dilim
karpuzla  atmak...
Bir bahçenin önünden geçerken duyduğunuz hanımeli kokusu...
Sabah uyanıp o gün tatil olduğunu hatırlamak...
"Artık bitti" derken sizi arayıvermesi...
Yaşlı ana babanızın, hálá çaldığınız kapının arkasında ya da hattın öbür
ucunda olması.
Fırından yeni çıkmış ekmeğin kösesi....
Bir kösede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları....
Evinizden, pişmekte olan etli biber dolması kokusunun yayılması...
Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay....
Meteliksiz bir gününüzde,
çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması...
Onunla ilk kez yalnız kalmak...
Uzun, sıcak bir yürüyüşten sonra karşınıza çıkan bir çınar altı.
Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an...
Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
Yıkanmış, ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir sandalın kenarına oturarak bacakları denize sallandırmak...
En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an...

En önemlisi;
nefes almak,
konuşmak,
duymak,
yürümek,
görmek,
anlamak..
"Ne Güzeldir"...

VE NE GÜZELDİR;
ARKADAŞLARINIZDAN,
SEVDİKLERİNİZDEN ALACAĞINIZ,
SICACIK BİR MERHABA...

MERHABA !

 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2006 -

Kategori: Hayata Dair

Kiminin karşısında böyle durmak zorunda kalabiliriz...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/4/2006 - herkeste var ...ama hiç kimse hoşlanmaz...:)

Kategori: Hayata Dair

            Evet ;  insan olarak yaratılmış herkeste var olan bir özellik...kendisine yapılanı başkasına yapmak, karşısındakine yaptığını ödetmek, aynı şeyi hissettirmek veya en azından buna niyetlenmek...ve bunu başardığın da veya en azından başardığını zannettiğinde mutlu olmak, bundan zevk almak...

           

            Bu özelliği az olan normal insan , çok olan takıntılı, hastave hatta sapık...peki niye yaparız ; neden herşeye karşılık vermek zorunda hissederiz ; neden bu tuhaf , gereksiz , bencilce dürtülerimize engel olamayız...

               

                                   ....................... en sevdiklerimize bile......................

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

BeNiMLe İLgİLi...

oLaBiLdiĞiNce SüRpRiZ SaKlı oLaCaK , BeNiM KaDaR.....

Şu Anda SiTeDe,


KiŞi VaRmIŞ...








^^MİNİ SOHBET_MİNİ SOHBET_MİNİ SOHBET_^^

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

SuCCuBuSS